Öldüklerim var, bir de kaldıklarım.
Yıllarca emeklerim var, bir de yok saydıklarım.
Öldüm mü?
Kaldım mı?
Merak etmeyenlerim var.
Bir saniyelik varlıkları için ölebileceklerim ve buna rağmen bir saniye bile var olmayanlarım var.
Var.. Hep var'lardan bahsediyorum. Oysa canımı acıtanlar hep yoklukları oldu.
Düştüğümde, kendi başıma kalkıyor olmam bir düşüşe daha gebeydi. Düşmek kadar yalnız düşmek acıtıyor insanın canını. En sonunda kalkmanın rahatlığını etrafındaki sessizlik söküp alıyor içinden. Zaman alıyor kalkmak, düşmenin kolaylığına inat.
Geçmişimden bu zamanıma biriktirdiklerim var. Acı tatlı mutlu mutsuz.. Binlerce yığınlardan oluşan binlerce anı. Bazen hepsini bırakıp gitmek istiyorum. Beni ben yapan o geçmişten kurtulmak istiyorum. Kendimden, “benden”, yıllarca kesintisiz sahip olduğum tek benlikten kaçmak istiyorum.
Tıpkı değer verdiğim insanlar gibi “bana” değer vermemek istediğim, “beni” umursamamak.. Ne güzel olurdu.. Kendime, kendi acılarıma, kendi yalnızlığıma, kendi varlığıma takılıp düşmemek.. Ne güzel olurdu.. Ateşlendiğimde elimi alnıma koyanın olmamasıyla yaralanmamak...
Yalnızlık bir tek o zaman koymazdı sanırım.
Öyle sandığınız gibi boğmaz yalnızlık. Kim yanlıztan ölmüş ki?Kimse.. Öldürmez süründürür bu meret.. Bi düğüm gibi oturur boğazına nefes aldırmaz. Yanık bir dil gibi tat aldırmaz..
Ve asıl acıtan yalnız kalmak değildir, önemli olan yalnız bırakanların kimliğidir.
Hiçbir yalnızlık faili meçhul değildir. En derininizde kim varsa, işte o sizin katilinizdir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder